22 Temmuz 2015 Çarşamba

Benim hayatımın gecesinde şu güneş gibi,
Yirmi tane güneş doğsa da,
Karanlık gecemi aydınlatmaya çalışsa da,
Sen gelmedikçe,
Seher olmaz...
Adresi kayıp bir mektuptur bu,
Gelmiş, geçmiş ve yaşanmamış bütün Baharlar adına...
İçimin ince ince sızladığıdır..
Kelimeleri solgun, anlamı devrik, eksiltili cümlelerle örülmüş bir Mektup..
Yalnızlığın köşe başlarını tutması; iliklerine kadar işlemesi soğuğun..
Sahipsiz bir mektuptur bu..
Yarım yamalak yaşanmışlıklarla ve yaşanamayacaklarla dolu bir hayatın izleri..
Sözlerin sustuğu, gözlerin sustuğu, yüreğin sustuğudur...
Adı aşk olan, adı ayrılık olan, adı hasret olan, adı zemheri olan kışların konuştuğu, bütün baharların, bütün yazların sustuğudur..
Yolcusunu beklemeyen bir istasyon, terk edilmiş bir tren garı, yollarını çoktan değiştirmiş bir kara tren...
Hiç yola çıkmayacak, hiçkimseye ulaşmayacak bir mektup..
Yazısız, sözsüz bir mektup; pulsuz, zarfsız..
Artık hiçbir sözcük dolduramaz, sahibine ulaşmayacak mektupları...
Hiçbir postacı taşıyamaz bunca ağırlığı..
Dedim ya..

Sadece Mektup.

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Bir gün bile uzak olma gün uzun
Gün uzun anlatamayacağım kadar
Trenler bir yerlerde uyuduğunda
İnsanlar garlarda nasıl beklerse, öyle beklerim seni
Bir saat bile gitme gidersen uykusuzluk
Damla damla birikir o saatte
ve bir evi arayan bütün duman
Yitik yüreğimi öldürmeye gelir belki de
Kırılmasın kumun üstünde görüntün
Göz kapakların bensiz uçmasın
Bir dakika bile gitme sevdiğim
Bir an
Bile uzaklaşsan
Dünyayı dolaşırım yalvarmak için sana
Ya dön ya da bırak öleyim diye...
Ey Yâr!
Sözün mânâya değdiği noktadayım!
Nazarın kalpleri yaktığı demde.
Dilin hâle sükût ettiği,
Kalbin sonsuza meylettiği yerdeyim.
Elemin merkezindeyim ey Yâr, melâlin gölgesinde,
Bekleyişler arefesindeyim.
Söyle ey Yâr!
Hüznümü Sana nasıl arz etmeliyim?
İçinde Sen geçen cümleleri ezber mi etmeliyim?
Derdi heybeme yükleyip yitik diyarlara mı gitmeliyim?
Hasretini sabırla bertaraf mı etmeli;
Yoksa bu hasrete şükrü mü öğretmeliyim?
Söyle ey Yâr! Seni nasıl yâd etmeliyim?
Lâl değmeli dilime belki,
Yüreğime Seni söyletmeliyim.
Tahammülün bittiği noktadayım ey Yâr!
Izdırabın bamtelini yokladığı demde.
Çarenin çaresizliğe bîat ettiği
Gam fırtınasının en sert estiği yerdeyim.
Kederdeyim ey Yâr!
Güneşin unutulduğu, yıldızların tutulduğu,
Işığını Seninle yitirmiş
Zulmet ülkesindeyim.
Şimdi Sen söyle ey Yâr!
Ruh hicrete götürmez mi bedeni?
Korkunun ellerinden tutmaz mı ümit?
Sevgin bitkin bir yolcuya kuvvet olmaz mı?
Sahralar yorgun adımlarla da aşılamaz mı?
Takatin bittiği yerde Yâr yetişmez mi?
Nâçârım diye inlesem cevap gelmez mi?
Hem gözyaşı ki en sağlam setleri dahi yıkmaz mı?
Acılar ruhlarda iz bırakmaz mı?
Serden geçen Yâre ulaşamaz mı?
Nasıl anlatayım sevdamı başka?
Mürekkep ağlamadan kalem konuşamaz mı?
Eksik satırlarla da merâm anlatılamaz mı?
Sen söyle ey Yâr!
Bu kalpte bu aşk ebeden kalamaz mı?
Gözlerim tebessümünden bir nebze alamaz mı?
Kendini yitiren, ey Yâr Seni bulamaz mı?