16 Ağustos 2015 Pazar

Gelme dedim,gelme !
Gideceksen şayet,gitmek için kullanacağın adımlar ile delme yüreğimi.
...Zarar verir gidişin bana,çukurlar açar içim de.
Sessiz fırtınalar koparır yüreğim de,kapanmaz yaralar açarsın bedenim de.
Gideceğin yerlere sürükleme beni de,aklım da taşıyamam seni bir ömür,sensiz bir başıma.
Demiştim sana,benimle yaşayamazsın ;
Yaşlanmak istemezsen !
Benim çatım yok,kapım yok,bütün camlarım kırık.
Yalnızlar sokağına bakar kapım,güneş almaz,denizi görmez hiç bir odam.
Yalnızlık manzaralıyım,sessizlik kaplı içimin her köşesi.
Sana süslü,parlak sözler veremem.
Başını döndürmez cümlelerim,yüreğim lal/dir benim sevgili.
İçim ısınmaz benim,soba'm yoktur,durmadan gıcırdar kapılarım,
Ve soğuk alır bütün odalarım.
Yaşayamazsın benimle,
Güzel görünmem gözlerine hiç bir zaman,
Aşık değilsen gelme işte.
Senin penceren hiç açlığa açıl'dımı?
İçinde sokak çocukları gibi,umuda geç kaldın mı hiç?
Bir yanın az ısınırken,bir yanının hiç ısınmadığı oldu mu?
Hasret kaldın mı hiç güzel bir türküye?
Türlü yaramazlıklar yapıp,cam kırmak dışın da azar işittin mi hiç mesela?
Sen en iyisi mi gelme hiç.
Benim fakir yüreğim de,bir tas aşk,bir dilim kuru sevgiden başka hiç bir şey bulunmaz ;
Ne yeriz?
Ne içeriz?
Nasıl ısınırız ? Diyecek/sen,gelme hiç sevgili ;
Birlikte aç kalmak,birlikte üşümektir aşk..
Kıyısız denizlerde bir fırtınaymış seni sevmek..!
Özlemek bir hasret kasırgası, beklemekse ölüm..!
Gözlerini gözlerime bıraktığın günden beri yanğınımsın..!
Ey sevgili..!
Eskiden yeterdim kendime
Artardım bile!
Şimdi ne yapsam nafile! ...
Ve;
Kim demiş 'can eskimez' diye,
Bu can tedirgin tende,
Can da eskimiş ben de..

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Ne tenine ?
Ne nefesine dokunmayı istedim ben senin
Yalnız yüreğine meyl ettim
G'özümle dokundumm
S'özümle,düş'ümle iliştimm aşk'ının rabıta'sına . . .
Olmadımı olmuyor işte,
Beklediğin ve beklenen
Gelmiyor işte. . . .
Oldugum yer beni anlamaz
Olmadıgım yer sesimi duymaz
Özlenen yar beni bende bırakmaz
Öyle İşte . . .

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Yürekte Kaldı Sevgili'ye Bahşedilmeyen Sözlerim
Yalnız Bir Mısrada Suskunluklarını Giyinmişti Dilim.
Sessiz Soluksuz Akarken Gözlerim
Ben Seni Bu Günde Çok ÖZLEDİM ! !
Yüreğim yokluğunun en ağır sancıları ile imtihânlara gârk olurken.
Sabr sürülü duâlar arasında buldum ben kendimi.
Ve kendimi.
Kaç kez şahit oldum gönlümde kopan sessiz kıyametlere.
Bu sokakları adım adım sây ederken sessizce.
Ve her an her saniye kendi mahşerim de kurduğum mizanlar da sana dair hesaplaşmalar içinde buldum ben kendimi, içimde yâr.
Oysa ezel yazgılıydı sanki şu hüzün şehrinde bekleyişler seni.
Ve şimdi gönlüme, seni bulmak arzusu s'aklandı yâr.
Var mısın bana aşkın derunun da?
Ya'saklı mısın yoksa?
Bilmiyorum.
Ve şimdi öylece Yûsuf i bir kuyu gibi içimden sessizce duâlar yolluyorum arşa
Vedalaşmaların ilmini öğrendik biz gide gele.
Daha adımlarımız solumaya başlamadan tozlu yolların nefes alış verişlerini ayrılıklar başladı bizim için.
Neydi ayrılık,
Kırgınlık neydi,
Gitmek neydi daha tek adım dahi atmadan ileri iyi öğretti bize zamanla yaşanmışlıklar.

Durduğumuz yerde başlamıştı bizim için adımlarımızın el sallayışları.
Yorgunduk işte.
Biraz da bitkin.
Kanayan sancılı susuşlar vardı yürek heybemizde gün gün saat saat biriktirdiğimiz.
Susmanında her çeşitini yaşarken iç dünyamızda olduk biz susmanın tefsircisi.
Eyvallah mühürlüydü tüm sitemkâr sözlerimiz.
Bir o kadar da ağız dolusu kırgınlıklar vardı içimizin kilit vurulu mahseninde yıllanmaya terk edilen.
Sözde değil s'özde yorgunluklar gizliydi acımsı tebessümlerimiz de saklanan.
Yorgunduk işte tozlu yolların kilometrelerce dizilimi mesafelerinde sürüklerken adımlarımızı.
Ve şimdi elvedası olmayan bir veda düştü avuçlarımızın kırılmışlık yanına.
Havaya kalkmayan.
Dilimizde sıkıştırıldı anlam ve manasını yitiren tüm kelimeler sessizce.
Ve acıydı nerden baksan her yanımız adımlarımız koparken bir bir basamakların soğuk taşlarından.
Ve şimdi gidiyoruz.
Arkamıza dönüp bakmadan.
Adımlarımızı toplayarak, izleri sökerek, kelamları silerek.
Cümle ahvâlimizi Allaha ısmarlayarak gidiyoruz.
Helal olsunları helal i hoş olsunlara terk ederek.
Hoşça bakın zâtınıza, zâtınıza hoşça bakın.
Vesselam.
Bu şehir de en çok,yalnız olmak değil,terk edilmek yoruyor insanı.
Yalnız olduğu zamanlar da,ne çok bırakılıp gidilen insanlar tanımıştım.
Ve yalnız olmadığı zamanlar da,terk edilip yalnız bırakılan insanlar.
Yalnızlık,yalnızlık ekleyip insana yormuyor da,bu şehir de en çok,yarım bırakılmak yoruyor insanı ;
terk edip gittiğin de anladım,ne çok yorulduğumu...
Biliyorum...
Gelmeyeceksin bir daha hiç bir zaman.
Ve bir daha bakışma'yacağız zannedersem seninle o durakta.
Yan yana bile getirmeyecek sanırım kader bizi bir daha.
Ve hiç bir tesadüf buluşturmaya yetmeyecek bizi öyle değil mi?
Anladım,alın 'yazım' değilsin fakat,yine de üzülüyor kul işte.
Anlamadığım,kalemimden neden gitmiyorsun?
Yoksa...
Kalem 'yazım'mısın benim be sevgili?
Kalem 'yazgım'mısın benim sevgili?
Bekle diyor iç sesim,bekle...
Beklemeye yürek mi kaldı ki?
Kul üzülüyor işte...
Üzülüyor...
Bugün de gelmedin.
Ve buluşamadık yine seninle.
Birazcık daha paslandı işte üzerime giydirdiğin elbise.
Ve birazcık daha eskidi.
Yüzümde,birazcık daha yaşlandı sanki.
Ve çizgiler...
Belirginleşmeye başladı.
Her gün birazcık daha 'senleştiğim' günlerin ardından,sensiz 'yaşlanıyor' olmalıyım artık.
Gözlerimde ki ferin sönmeye başlaması mı bu?
Yoksa,senden başka kimseyi göremiyor olması mı bilmiyorum?
Yani,kısılıyor artık iyiden iyi ye herkese karşı.
Ve her şeye karşı.
Bugün de gelmedin işte.
Ve buluşamadık seninle bir gün daha.
Yani koca bir gün daha,öylece ve sessizce akıp gitti işte.
Kızıyorum.
Kızıyorum ve bu yüzden susuyorum hayata!
Dışımda bir bahar esintisi,içim de çiğ bir hava.
Çünkü gel dediğim hiç bir 'gel'lere icabet etmedin.
Ki bende hiç bir zaman bil(e)medim; Bende ki gel/lerin,sende kal/mak anlamına geldiğini...
Sende kaç/ma/k anlamını aldığını.
Ve şimdi büsbütün anlam/sızım işte.
Üstelik yalnızlığımdan korkmaman için; hep kalabalık mekanları tercih etmiştim senin için.
Çoğalan yalnızlığımdan korkmaman için.
Kalabalık yalnızlığımdan yani.
Oysa sen bana hep,yalnız sen gel demiştin.
Yalnızlıkları/nı yanında getir/me diye sıkı sıkıya tembih etmiştin.
Yersiz değildi aslında korkuların.
Ama benim tüm korkularım sen/siz/di işte!
Korkuyordum ama,sensiz/di/m işte.
Bunun için kızıyorum işte.
Ve susuyorum!
Ve şimdi kalkmış bana,üzerime giyindiğim yalnızlık rahat mı diye soruyorsun?
Senden sonra biraz dar gelmeye başladı sanki.
Bir yokluk sıkmış olacak yüreğimi.
Rahat değil sevgili/m.
Rahat değilim sevgili/m.
Rahat değil üzerime giydirdiğin sensizlik.
Ve sensizlik.
Ve üstelik,
Sensiz gittiğim tüm mekanlar da boş kalabalıklarla dolup taşıyor sayemde.
Ve masaların da bir ayağı,hep sallanıyor sanki.
Tıpkı sensiz,hayatımın sallantıda olması gibi...
Bir gün daha bitti.
Bu pazar da gelmedin.
Ve iki çay söylemiştim orada,biri açık.
Biri hala dolu duruyor o masa da !
Ve biri boş...
Bir yangından kaçmamak gibiydi seni sevmek. Ve o yangında, kurtarılmayı bekleyen de bendim, yangını çıkaran da. İçimde yanan da sendin, yanarken içimde olan da...