10 Ekim 2016 Pazartesi

Ve sevmektendir bilesin ;
Her yağmur damlasına,
her ezan sonrasına,
Her namaz arasına yerleştirilen duâların
“ Ona bir şey olmasın”la bitmesi...
"bir durgun sudayız, konuşsak da
kuş uçmuyor içimizdeki ormandan...”
Yitirdiğin her şeyde kazandığın bir şey vardır,
kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin.
Bu yüzden birileri ısınıp dururken dinmez üşümelerin.
Hayat karşına nasıl çıkarsa çıksın,
seni ne kadar yıpratırsa yıpratsın sakın vazgeçme.
...
Ve unutma;
Eğer hayallerin olmazsa bir gün başkasının hayali olamazsın!
Her şey; bir sokak çocuğunun elini cebine sokabildiği kadar boş.
Öznesi olmayan cümleler gibi değersiz.
Ve senin "Naber" soruna, "İyilik" dediğim kadar yalan...
Yaslı bir kışa rehin düşse de günler,kalbindeki tomurcuğu bahara büyüt,o tomurcuk düşlerinin yağmuruyla ıslansın;çünkü senin de bir ütopyan varsa,i n s a n s ı n…

27 Ocak 2016 Çarşamba

Özletme İçime Sıgdıramadıgım Mavi Tebessümlerini..
ismindir Lal Edenim..
Lal-ü Sürgüne Müptela Yüregim..
Mateme İsyan Degil Lütfum..
Asr-ı Özge İle Sevmektir Seni Tek Derdim..
Can Ver Can/an Olayım..
Yada Yol Ver Canım/dan Olayım....//.

25 Ocak 2016 Pazartesi

Sana,yokluğuna eş değer keş duygular biriktiriyorum bakışlarımda.
Sen yoksun ya,her bakışım sana,her görüşüm sana.
Görünüşler'im ve aldanışları'm bir bir sana akıyor hala.
Sen yoksun,kaldığın yerden devam ediyorum kendimi kandırmaya.
Kendi kendimi kanatma/ya.
İtiraf ediyorum; Ben idamlık bir şairim hala!
Ayaklarımın altından çeksen/de hayatımı; Hakkım hala helal sana.
Ve bilesin; Ayaklarımın altından çeksen/de hayatımı,benim her düşüşüm sana.
Sana d/üşüyorum bu gece en/keş duygularla; Tut/ma beni Yar...
Öylesine işte...

24 Ocak 2016 Pazar

Çok güldük mü başımıza bir şey gelir diye susanlardan
ve çok üzüldüğümüzde de Rabbimin imtihanı diyerek gülenlerdeniz..
Bil/Sen
Dün gibi gelen ayrılık bana bin yıl kadar uzun gelir...
Ama sende gidersen bu kentten ,
ıslanmak için bi sebebim kalmayacak yağmurda..
Tüm otobüslere zamanda yetişmek zorunda kalacağım..
hangi gözlere bakıp ta yolumu şaşıracağım Sitare..??
Sen gitme olur mu..
Bırak alışmışlığım kalsın öylece..
Tüm hovardalığımla , tüm serseriliğimle yaşayayım bu kenti seninle..
Gülmez ki yüzüm , böyle gidersen ..
Bak gamzem çıkmış , gidersen bilemezsin ki..
Uzaktan Keder gibi durur yüzümde...
Sana deli , sana 'dolu'yum...
Ben böyleyim sitare..

İbrahim İNECİK
Hiçbir küslük, Özlemekten büyük değildir. Ara... Belki de kavuşmak parmak ucundadır, Yaz... Sevmek en kısa yolculuktur, Git... Kendini sevdin bu yaşa kadar, Artık birine ait olma vaktidir. Beklersen, Ölmek kavuşmaktan önce gelir...
Bir yanım yetim ve yitik şimdi, gözümün kestirmediği yollarda fink atıyor ayaklarım, dizlerim yorgun , yürek yolun bana kapalı sabah doğsa güneş'e bulanık ne farkederki yüreğime Yabancı hecelere teslim olmuş sözlerin tümceleri her harfinde seni anlatmak varkenn hanii, suskun gece yolcusu gibi yolunuzu bilmez kelamlara teslim şimdi kalemim gece,gün ve gündüzlük açmıyor içimi İyisimi demli çay'a teslim etmeli sensiz geçene saatleri, Bir yanım, sensizliğe teslim şimdi öyle zararsız ve ziyansız geçmiyor hani yoklugun bazı bazı türkülere eşlik ediyor lisanım istemeden gözlerimde hafiften bi nem hisseder gibiyim kaç dal sigaraya teslim ettin diye sorma ciğerlerimi senden sonra paketleri saymayı bıraktım gibisi fazla , Öyle amaçsızca izliyorum işte geceleri sessizliğin demine efkar yüklüyorum iyisimi ? beni koydugun yalnızlıkta sen savur gülüşlerini ,,, Öyle İşte
Karanlıklar boyu, yalnızlıklar!
Saat bizi çoktan geçmiş,
çay eskimiş, kahve telveleri kurumuş,
pencerenin ardı ıssızlık, derin bir sessizlik.
Gece uyumuyor,
yıldız dökmüş göğümüz,
bir yanımızda özlem,
korku diğer yanımız.
Yarım'ız!!!
İçimize ne çok şey attık Vesselâm!
Sevdik sustuk
Özledik sustuk
Yandık sustuk. .
...ve İçimizi de Allah'a emanet edip yine sustuk.!
Eserinizim efendim;
Size tereddutsüz emanet ettiģim gòģùs kafesimin içindeki bir kuş gibi !..
....
"Esirinizim,efendim!.."
Hangi Veda dan Bahsediyorsun
Sen Sevgili...
Sen Gitme'ye Niyetlendigin Anda
Vurdum Ben Hoş'ca Kal'ın
Taburesine Tekmeyi...
....
Evet küçüktüm ben.
Sevdayı sende görünce adın miktarı büyüdüm.
Büyüdükçe harflerin gölgelerinde
Gittiğim her yolu sana yordum.
Ve yol oldum sana varılan.
Cümleleri ta senli anlattığı yerden vurdum.
Sonunda yüreğimi büküp
Kalem oldum sana yazılan.
Senin geçtiği her satırımınn acı kokan yanına
Ben bir mutluluk kipini serpiştirdim.
Ben bir beyaz umut cümlesini çizdim.
Yan yana yürüyemesek de,
Sevdanın içinde sırt sırta duran iki harf olduk biz.
Sonra büyüdük..
Sonra sevdaya büküldük.
Acıya yük,
Mutluluğa atfedilmiş bir söz’dük.
Evet imkansızdık..
Sesimizin en tok yanında yaktık acıyı.
Savaşın tam yenilgiyle sonuçlanacağı bir yerde
Göz göze geldik.
Cümleye nokta vurmaya ramak kala
Biz sevdaya omuz veren’dik.
Eksik yanlarımızı kapatmaya çalışmadık.
Acıya ağladık,.
Ama sevdadan geriye hiçbir adım atmadık.
Bazen sustuklarımızdan anlamlı cümleler adadık
Ölü harfler mezarlığına.
Bazen de konuştuklarımızdan acıyı ayıkladık
Mutluluğumuzun en ıslak safına.
Zaman aleyhimize olsa da
Tüketmedik sevdayı.
Tükenmedik,

Hep gecenin üçüne kuruluydu sesimiz.
Geceye nefeslerimizi ördük.
Sesimin senli yanıyla seni anlatırken
Ben sana nufüz ediyordum.
Sen ise siyahın en tekil yanından kaçıp
Yüreğimin en ıslak yerinde
Umuda gülümsüyordun.
Evet büyüdük şimdi.
Demlendik sevda çaydanlığında.
Ağzına kadar dolu bir cümlenin ucundan
Küçük bir umudu paylayıp
Büyük bir mutluluğu içtik.
Sevdanın bir yanına sen dudağını dayadın,
Bir yanına da ben..
Kana kana içerken nefeslerimizi,
Yüreklerimizi sevdaya muska diye asıyorduk.

Şimdi elimizde bir fırça.
Birbirimizin eşgallerini çiziyoruz.
En masum yanımızdan kanatıp siyahı,
Bir beyaz kağıdın içine
Adlarımızı sırt sırta veriyoruz.
Bir mektuba konu oluyoruz sonra.
Giriş cümlesinde ben,
Gelişme bölümünde sen..
Sonuç kısmında biz..
Yalnızlığa üryan doğan,
Acıya isyan kusan
İki yüreğe bir cümlelik mezar yeter değil mi sevgili.
Gel adını yanaştır adıma.
Sırt sırta durmayı bilmeyen yüreklerimize
Kemiklerimizin yan yana durmasını bağışla.
Kentinin bir sinemasında
Romantik bir filmi izleyemesek te
Bırak adlarımızın telif haklarını
Sevdaya miras bırakalım..

Yalnızlığa doğan
Sevdada büyüyen yüreğine selam olsun sevgili..
Adımı da,
Soyadımı da sana bağışladım sevgili..
Helal olsun…
Helal olsun..
Helal olsun..
Helal-i hoş olsun seni sevmelerimin.
Çünkü hayatın en içten yanında sevdim seni.
Umudun en ıslak zamanında seviyorum seni.
Ve de mutluluğun en imkansız safında
Seveceğim seni.
İyi ki varsın sevgili..
Ben varken yalnız değilsin.
Gülüşünden öptüğüm ,
Boşuna mıdır sanırsın bu sevmeler..?
Sonra daha çok özlüyor insan.
Onunla birlikte olduğu rüyadan uyandığı an.
"Çoktan da çok seviyorum"
dedi kadın.....
Seni düşündükçe,
panayırlar kuruluyor göğsümün ortasına,
fesleğenler açıyor,
ruhumun kırık dökük saksılarında,
mesela,
Çıplak ayaklı çocuklar koşuyor fikrimin arka sokaklarında....
Sevdası bol türküler birikiyor dudak kenarlarıma...

"Ve ömrümü ömrüne ilikleyesim geliyor,
Bıkmadan,
Defalarca............
Şehr'i aşk'ın iklim-i soğuktur..!
Aşık olan üşür ,
Elinden başlar ,
Ta ki ruh'una kadar yokluğundan titrer
yar'ın hasret ayazında ...
"Geçersen uğra çay demlerim, istersen ıhlamur... Sahi zili bozuk kapının, seslen küsüp gitme. Çocuk ol, ufak bir taş at pencereme."
Sen geldin ve benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi ve üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk
Ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı
-Sezai Karakoç.
Hani diyorum ki,bu yazdıklarımı okuyorsan
"Her sabah göz göze geldiğimiz yerde, elim kalbimde.."
Merhaba demek için bile tutma kimsenin elini, farzet ki avucunun içindeyim,
başka bir el değse eline,
öleceğim..
Seni göremediğim kadar duyabilmeyi isterdim şimdi.
G/öz ucu ile susuyorum,korkak ve titrek bir sessizlik bırakıyorum ardımdan.
Sahi,söyler misin?
Aramıza kaç gece sığdırdın?
Bu uzaklık neyin nesi ey yar!
Yaramın derininden b/akıyorum sana bu gece.
İster tut/ma,istersen tut/ma; Sen aşksın ezelinden ezelime!
....
Sevdiğim ;
Çaresizliğimden gayrı ,
Hiçbir kabahatim yok benim .
Aşına ,
ekmeğine ,
kahrına ,
Karanlığına ,
özlemine ,
umuduna kat beni.!
Ahh yâr..!
Dilimin ucunda asılı kalan bir sevda türküleri,
Müjgân'ımda asılı bir de sen var..
Kalb-i derûnunun darağacına asılı bir de ben..
Taşıyorum Firâk'ı sırtımda,ayaklarım titreyerek..
Düşme düşümden diye;
Gözlerimi açmaya korkuyorum her sabaha..
Bil işte yâr..! Seni çok seviyorum..
Bir mum yaktım,
Leyl'in kömür karası gözlerine..
Türküler yaktım,
kına niyetine yâr-i nihân'ın ellerine..
Derûnumu yaktım,
Gül rengi Ferimâh'ın sözlerine..
Bu cân-ı Ukba'yı yaktım yâr..!
Nâr-ı aşk'ın ile pür pare sadr'ımı,
Yaktım da geldim yâr..!
Evet zordu seni ölümden caydırmak.. Ve siyahtan ayırmak.. Kaç tabut taşıdı bu omuzlar ? Kaç defne şahit oldu bu gözler ? Ve kaç kez suçüstü yakalandı suçsuzluğum.. Ve mutsuzluğum kaç kez rehin alındı…. Şimdi sesimi kısıp senin ölüme koşusunu izlemememi istiyorsun.. İzin vermeyeceğim.. Diri diri yüreğini, Eze eze gözlerini gitmene yol vermeyeceğim.. Ya ez geç beni.. Ya da bir Elif miktarı yaşa..
Şimdi sesinin yokluğunda adının yedi harfine sığındım. Her harfine bir düş sakladım.
Her gülüşüne bir Cennet. Sen acıya yanaştıkça ben adını mutlulukla anıyor olacağım.
Hadi diyorum kendini kendi yürek darağacında asmaya devam et.
Sen kendini öldürdükçe, Ben seni binlerce kez satırlarda doğurmaya, Cümle kenarlarında yaşatmaya, Noktalama işaretlerinde nefes aldırmaya, Ve paragraf başlarında mutlulukla anmaya yemin ettim.
Susma, karanfiller örtmesin üzerimi..
Kıyısız kalmasın bendeki öznelerin.
Susma, içimdeki dilenci kanamasın.
Rehin düşmesin mürekkebim bozkır toprağına.
Susma ne olur.
Kopmasın sende saklı kıyametim..
Biliyorum attığın her adım sonrası yangın yeri..
Köşe başları tutulmuş..
Eller tetikte.
Her kelimende bir ölüm saklı..
Ama sen konuş beni.
Bedeli ne olursa olsun sen sadeliğimi kelimelerinle zenginleştir.
Yeni anlamlar yükle sevdamın yalınlığına.
Dudaklarındaki en değerli hazine olan nefesine kat.
Öznesizliğim yeniden kanamasın..
Sakın susma…
!! ___ Sahibinden az ve temiz hislerle kullanılmış,
_'' Seni seviyorum '' _
_ '' İyiki Varsın , İyiki Benimlesin, İyiki Benimsin '' _
'' Ölene dek Hep Birlikte Olacağız ''
____ Cümleleri Sonsuza dek SATILIKTIR ...
BEN ;
Kefaleti ağır bir sevdanın, " yüreğimde ki kırıklarda asılı kalan " ;
" Özledim seni ''..!" Sesi ile yetineceğim...
Sensizliği Kağıda ,
Aşk'ı Yüreğime Yazdım...
Yazdıkça Ateşe Dokundum!
D/okundukça Yandım!
Şimdi !
Yine Sana Yazıyor Seni Yazıyorum İşte...!
Gönderemedigim mektuplarda...
Taşlar susar,
Taşlardan suskun bir ağrı şakaklarımda.
Ben beklerim, gözlerinde saklı şehrin kapılarından bir gün yine yalınayak, perişan girebilmek ümidiyle.
"GURBET" derim, kandan oyulmuş her harfi.
"SILA "derim sonra adınla başlayan bir hikayenin vatanına.
Uzağım, yaralıyım, yabanım ne çıkar?
~~ Gülüşünü geçelim, Gözlerinden tut,kirpiklerine.. Güldüğünde yanağında oluşan, Çizgiye bile AşıĞım... ~~
Çayı ben koyarım
Sen otur yanıma
Hiç gitme
....
Baharlar getir bana
En sıcak yanıyla
Gülüşünü getir
Buz kesti yüreğim ...
Şair diyorlar bana Sevdiğim
Yüreğimin iniltilerinden
Çıkan sesleri şiir zannediyorlar
Bilmezlermi
Dert söyletir Aşk inletir..
Aşk ı bilmeyenler derdini çekmeyenler
Nereden bilecekler..
Âşık,
Sevgilisinin küçücük bir hatırasını en değerli emaneti gibi saklar.
(Kalbimde sevdam saklı...)
Adını sevda diye Yüreğime sarıp
Canımın içine sakladığım,
Sen
Uzaklardaki
Söylenmemiş sevda türküm,
Yağmur sonrası gökkuşağım,
Ömrümün sonsuz baharısın.

Ben
Bugün de dünkü gibi,
Dünden biraz daha fazla
Sevdim seni...
... Çıkarsızca bekliyorum hâlâ seni hiç olmadığın her yerler de.
Her gelmediğin yer ömrüme kurulmuş bir darağacı şimdi.
Sesim kelimelerim sessizliğime asılıyor.
Soramıyorum seni getiresi adresleri....
Yâr i meçhúl'úm!
Ömrüm lâl yağmurlarında bitâp düştü.
Adın ne?
Adına sır mı düştü yâr?
Ateş rengini firkâtin nâr'in den mi aldı?
Yâr i meçhúl'úm!
Ömrüm lâl yağmurlarında bitâp düştü.
Adın ne?
Adına sır mı düştü yâr?
Ömrüm, hüzünbaz bekleyişler yerleşkesi.
Niyetin çaresizlikler içinde çaresiz bırakmak mıydı beni?
Çığlıklarını kalbine
Gömenlerin ülkesinde,
Hep aynı şarkılar söylenir.. "
"
_______...Bir Şiir
Tek bir Şiir yazmalıyım.
Uyağı Rüzgar olan,
Yağmura bürünmüş soluğu ...
Ve bir Öpüş tadında
Olmalı o Şiir de ...
Hep aynı sessizlikle geliyor gece…
Hep aynı yalan dolan masalları dinliyorum yine…
Hep aynı yüzler, hep aynı sesler peşimde…
Anlatamıyorum, inandıramıyorum kendime…
Sen benim yarım kalan cümlelerimsin…
Hiç söyleyemediğim, söylemediğim o sözlerim…
Sen benim hiç ısınmayan ellerimsin…
Hiç unutamayan, unutmayan o kalbim…

Sen benim eksik kalan yerimsin…
Kapattığım pencereler, güneşlere çektiğim o perdelerim…
Sen benim hiç sevmediğim sessizliğimsin…
Kaybettiğim yolum, korktuğum karanlık, hiç tutamadığım o yeminlerim…
Sen benim terk ettiğim şehirlerimsin…
Düştüğüm çukur, uzanan ellerim, hiç tutunamadığım gidenlerim…
Sen benim kovulduğum cennetimsin!
Eğdiğim yüzüm, sövdüğüm aydınlığa hiç açamadığım gözlerim.
Zamanı, bilinmez'ki ölümün.
Ben sana uyanmak istiyorum,
Gitme sakın, hep sen yanım`da kal sevgili.
Sen olmadığın`da hep eksik hep yarım,
Güneş/sizim…
Sadece susmak geçiyor içimden.
Ellerimi semaya açıp.
Ve adını söylemek.
Ardına bir amin iliştirip,bir ayet-el kürsi tadında gel.
öyle gel.
Öyle gel ki fetretim nimetim olsun...
Şimdi ,
Ben Kendimi ,
Hangi Durakta Bekleyeyim?
Susmak , bir El ki Avuçlarını ,
Sımsıkı Kapamış Açmıyor. .
Seni ezbere biliyorum,
zor bir şiirsin
Ama zor olsan da
ezberledim seni
Ne satırbaşın belli,
Ne sonun...
Ne noktan var,
Ne virgülün...
Başkası okuyamaz seni,
benim gibi...
Çünkü
Sen benim
dilimde duam,
yüreğimde şiir'sin.

20 Ocak 2016 Çarşamba

Parmak uçlarıma hapsettim seni,
Dokunduğum heryerde seni hissediyorum,
Canım yanıyor..
"
Cemal Süreya

14 Ocak 2016 Perşembe

Yokluğundan kalan 'yorgunluk',daha fazla yürütmüyor beni.
İzin vermiyor 'konuşmasına' dil'in,'hayat' sükuta bürünüyor gözümde!
Kopmazdı'm böylesine,yıkılmazdı bir 'hayat' içimde,sen olsaydın.
Ve 'konuşmak' isterken tüm yanlarımla sana,bir ateş saldırısı altında kalır gibi 'hayatım',sensizliğin saldırısı altında can veriyor içimde ki tüm 'çocuk' yanlarım...
Öylesin/e...
Bir yalan uyduruyorum ben kendimce,
Kendime umutsuzluk,
Sana Umudum,
Yollarına çaresizlik düşmüş Eşkıya,
Ben sana zehir zemberek suskunluğum,
Ben sana gözlerinden vurulmuşum;
Sana açılan Kapıların kapanan sesinde,
Ben seni değil Kendimi unutmuşum;
Yaralarımın kanayan damarlarına,
Uykusuz gecelerimden kör sokaklar sürmüşüm;
Ne mutlu bana...
Ne mutlu,
En çok bir yıldız kayıyor biliyormusunuz?
Bir dilek tutuyorum işte,
Ellerin oluyor... Tutunuyorum sana..
Soluksuz bir sokak lambası altında,
Şubat'a müebbet gözlerini sunuyorum sana
Anlasana.....

Seni Sevmek için ne kadar sebep varsa içimde..
İşte o kadar yalan uyduruyorum kendime,
O kadar yalan... Kime ne...
Kendime yalanlarla tutunuyorsam kime ne?
Kendimi sende unutuyorsam kime ne?
Sende susuyor, Sende konuşuyorsam
Sende uyuyup Sende uyanıyorsam,
Vuruyorsam talan olan umudun mahzeninde kendimi,
Kime ne,
Kime ne kendimi kanatıyorsam senin düşüncende,
Yalan yada gerçek,
Sen sakın gecesiz uykularımda üşüme!
Ben üşüyorsam kime ne....

12 Ocak 2016 Salı

Bir tarafı arafta bir tarafı hâlâ meçhúl bir sevdaya dair satırlar d/üşüyor bağrımda/n.
Gözlerime üşüşürken hayalin teker teker perde misali,
Ben hâlâ sana kanıyorum?
Yok mu önümde yokluğundan b/aşka izi sürülecek bir yol yâr?
Çıkar/sızım işte.
Çıkarsızca bekliyorum hâlâ seni hiç olmadığın her yerler de.
Her gelmediğin yer ömrüme kurulmuş bir darağacı şimdi.
Sesim kelimelerim sessizliğime asılıyor.
Soramıyorum seni getiresi adresleri.
Utangaçlıklarla doldu taştı sen yorgunu mağrur yüreğim.
Ve tefsir edilmesi güç yorgunluklarım var yürek heybemde sana dair.
Ve dargınlıklar, nice kırgınlıklar besliyor yüzümün gülmeyen çehresi.
Yüreğim, mahşerin yangın yerine büründü yokluğunda şimdi yâr.
Ateş rengini firkâtin nâr'in den mi aldı?
Yâr i meçhúl'úm!
Ömrüm lâl yağmurlarında bitâp düştü.
Adın ne?
Adına sır mı düştü yâr?
Ömrüm, hüzünbaz bekleyişler yerleşkesi.
Niyetin çaresizlikler içinde çaresiz bırakmak mıydı beni?
Feryadım duâlarımın ardında gizli şimdi yâr!
Vuslat'ımız mahşere mi kaldı?
Ömrümün üzerine kefen rengi yokluklar biçme.
Daha bir selâm vermeden, bana bin selâ d/okuma yâr...
Gel...
Kaç harf,
Kaç hece,
Kaç cümle varsa lügatim de kurulacak ve kurulmuş olan.
Ve kaç dua varsa avuçlarımdan yükselmiş ve yükselecek olan.
Ve gözlerimden düşen kaç damla varsa
Bütün hepsi
Bütün hepsinde sevgiliden bir iz var ..
İniltilerim haberci olup sevgiliye varsın da ah edip ağlayışımı haber versin.
İradesizce ağlayan gözlerimin sularından haber versin.

Yarık yarık olmuş göğsüm, üstüme gelen gam dalgasından,
İçimdeki kan saçan yara, yare gücenişimden haber versin.

Gonca gülsün, gül açılsın, dere feryat eylesin.
Sen dur ey bülbül, biraz da gül bahçesinde yarim söylesin.

Kavuşma arzusu ile geceleri uyanık oluşlarımı
Hasret ağlayışı ile bekleyen gözlerim söylesin

Bende arzu harfini yazmaya takat kalmadı ey Nâbî
Yerinde duramayan renkli kalemimin cızırtısı söylesin

9 Ocak 2016 Cumartesi

Hep aynı sessizlikle geliyor gece…
Hep aynı yalan dolan masalları dinliyorum yine…
Hep aynı yüzler, hep aynı sesler peşimde…
Anlatamıyorum, inandıramıyorum kendime…
Sen benim yarım kalan cümlelerimsin…
Hiç söyleyemediğim, söylemediğim o sözlerim…
Sen benim hiç ısınmayan ellerimsin…
Hiç unutamayan, unutmayan o kalbim…

Sen benim eksik kalan yerimsin…
Kapattığım pencereler, güneşlere çektiğim o perdelerim…
Sen benim hiç sevmediğim sessizliğimsin…
Kaybettiğim yolum, korktuğum karanlık, hiç tutamadığım o yeminlerim…
Sen benim terk ettiğim şehirlerimsin…
Düştüğüm çukur, uzanan ellerim, hiç tutunamadığım gidenlerim…
Sen benim kovulduğum cennetimsin!
Eğdiğim yüzüm, sövdüğüm aydınlığa hiç açamadığım gözlerim.

5 Ocak 2016 Salı

Vuslat'ımız mahşere mi kaldı?
Ömrümün üzerine kefen rengi yokluklar biçme.
Daha bir selâm vermeden, bana bin selâ d/okuma yâr...
Bir tarafı arafta bir tarafı hâlâ meçhúl bir sevdaya dair satırlar d/üşüyor bağrımda/n.
Gözlerime üşüşürken hayalin teker teker perde misali,
Ben hâlâ sana kanıyorum?
Yok mu önümde yokluğundan b/aşka izi sürülecek bir yol yâr?
Çıkar/sızım işte.
Çıkarsızca bekliyorum hâlâ seni hiç olmadığın her yerler de.
Her gelmediğin yer ömrüme kurulmuş bir darağacı şimdi.
Sesim kelimelerim sessizliğime asılıyor.
Soramıyorum seni getiresi adresleri.
Utangaçlıklarla doldu taştı sen yorgunu mağrur yüreğim.
Ve tefsir edilmesi güç yorgunluklarım var yürek heybemde sana dair.
Ve dargınlıklar, nice kırgınlıklar besliyor yüzümün gülmeyen çehresi.
Yüreğim, mahşerin yangın yerine büründü yokluğunda şimdi yâr.
Ateş rengini firkâtin nâr'in den mi aldı?
Yâr i meçhúl'úm!
Ömrüm lâl yağmurlarında bitâp düştü.
Adın ne?
Adına sır mı düştü yâr?
Ömrüm, hüzünbaz bekleyişler yerleşkesi.
Niyetin çaresizlikler içinde çaresiz bırakmak mıydı beni?
Feryadım duâlarımın ardında gizli şimdi yâr!
Vuslat'ımız mahşere mi kaldı?
Ömrümün üzerine kefen rengi yokluklar biçme.
Daha bir selâm vermeden, bana bin selâ d/okuma yâr...
Gel...